21/12/2006 - BEN DE FEAR FACTORA KATILDIM!

Fear Factor çılgınlığını sonunda beni de sardı. 
Kendimi bildim bileli heyecan verici, bol aksiyonlu olayları sevmiş, çoğu zamanda bu tür olayların içinde buluvermişimdir kendimi. Üstelik cesaretime de her zaman güvenmişimdir.  Diyeceğim, ekranlarda her hafta perşembe akşamları yayınlanan sizlerinde bildiği fear factor programını hiç kaçırmam. Kaçırmam, izlerken de “ben de orda olmalıyım, ben de orda olmalıyım” deyip dururum. Ne de olsa artık günlük heyecan verici olaylar bana yetmiyor. Araba kullanmaktan başka. Şehir içinde zaten hız yapamıyorsunuz. Trafik İstanbul trafiğini aratmıyor. Tramvay sayesinde epey bir karıştı Eskişehir Trafiği. Otobana çıktığınızda hız yapabilirsiniz ancak. Bazen de kırmızı ışıkta yanınıza yaklaşan bıyıklı mercedesliyle kapışmanız olur. Şöyle bir bakar size. Hıh sen mi kapışacaksın benimle deyip yeşil yanar yanmaz ani bir badanajla fırlar. Bir müddet kapıştıktan sonra benim yön değiştirmemle son bulur. Yani diyorum ki; artık bana gerçek yüksek dereceli bir adrenalin gerekliydi. İşte bu yüzden karar verdim. Kendimi ispat etmek ve heyecan yaşama adına bu yarışmaya katılıyorum. Uzatmayım işte sonunda hayranı olduğum Acun’un karşısındayım. Yarabbim ne büyük mutluluk!  İlk bölüm için sıralanıyoruz. Üç erkek, üç kız olmak üzere. İlk etap şöyle 85 m. yükseklikteki köprüden aşağıya atlayıp bayrakları toplayacağız yani (bungee jumping) bangi canping yapacağız. Sıra bana geliyor. Aman yarabbi bu ne yükseklik! Bir an için korkuyorum. Ama çok geçmeden hadi be diyorum ben korkmam. Aklımdan film şeridi gibi çocukluğum geçiyor. Ben değil miydim on yaşındayken yaz tatilinde babamın halasının yanına köye gidip de çatılarda dolaşan dolaşıp da büyük halayı çıldırtan. Ben değil miydim ki sırf heyecan olsun diye balkon kenarlarında dolaşıp ablamın yüreğini ağzına getiren. Veriyorum coşkuyu kendime ve bırakıyorum kendimi boşluğa. Aaaaaaaaaa!. İlk bölümü başarıyla geçiyorum. İkinci Etab: Bu bölümde hep iğrenç görevler vardır ya. Yılanlarla, farelerle ve böceklerle kardeş kardeş yatıldığı ya da iğrenç sıvıların içine dalındığı bir bölümdür. Diziliyoruz yine büyük kutunun önüne. Örtünün altından ne çıkacak diye merakla bekliyoruz. Bu meraklı bekleyiş sürerken kendimi Acunla konuşurken buluveriyorum. —Yılan, fare çıksa fark etmez de eklem bacaklı türlerinde bişi çıkarsa naparım bilmem, diyorum.
Acun gülüyor bana. Örtü kalkıyor korktuğum başıma geliyor. Tarantulalar karşımda işte. Aman yarabbi! Gözlerim yerinden fırlayacak. Yapmam, yapamam diyorum pes ediyorum. Hayır diyorlar süren dolana kadar karşısında bekleyeceksin. Tarantulaları ağzımızla yan kutuya koyacakmışız. Mecbur değilim ki diyorum. Çaresiz bekliyorum içim ürperiyor. Ben onlara Mörül mörül bakarken birden biri suratıma pat diye atlıyor. Ben çığlık çığlığa kaçıyorum, çırpınıyorum.
O sırada kendimi yataktan aşağıya düşerken buluveriyorum. Evet, meğer bunların hepsi bir rüyadan ibaretmiş. Sağıma soluma bakıyorum tarantulaları arıyorum. Neyseki yoklar. Oh diyorum.
Ne zaman kendimi bir şeylere kaptırsam mutlaka rüyama girer. Rüyamda yaşarım birçok olayı. Hatta uyurum, uyanırım rüyanın devamını görürüm. Ama bu rüyanın devamını görmek istemiyorum.
Yok, yok bu iş bana göre değil. Katılmış kadar oldum.Yeterince heycan yaşadım.Kalbim hala hızlı hızlı atıyor…
|