Create Your Glitter Text




yazilarim - :) - Blogcu

:)

22/3/2007 - EY RUH GELDİYSEN!...

Kategori: yazilarim

            EY RUH GELDİYSEN!…

Son günlerde misafirden anam ağlamış durumda. Gelen giden… 20 gün boyunca neredeyse aralıksız her gün misafir ağırladık. Yani sayelerinde denemediğim tatlı ve yemek tarifi neredeyse kalmadı. Bir de iki hafta içinde 2 kez görücü ağırladık. Bu görücü kelimesinden nefret ediyorum ama gerçek bu yani. Aynı senaryo 9.kez evimizde tekrarlandı. Gelen çikolataları kızlarla beraber oturup bir güzel yedik.
Neyse bu konulardan bana daral geldiği için fazla uzatmayayım.
Bu kargaşadan sonra bir nefes almayı hak ettiğimi düşünerek hemen kızlarla plan yapıp toplanmaya karar veriyoruz.

O gece Dilek’lerde toplandık.
Dilek, Müziş,kankam ve ben.
O akşam korku içerikli bir film izledik. Film bittiğinde öylece kalakaldık. Hadi dedim ruh çağıralım. Önce karşı çıktılar tabi. Korkarız falan velhasıl benim inadım ağır bastı. 2. kez böyle bir şey yapıyordum.
Çizdik kâğıda alfabeyi. Bir mum yaktık, bir fincan. Oturuyoruz masanın etrafına.
Okuyup üflüyoruz. Bir yandan masada muhabbet devam ediyordu. Her nedense fısıldayarak konuşuyorduk. Bu sessizliği Dilek’in cips yemesinden çıkan çatur çutur  sesler bozuyordu.
15 dakika bir bekleyişten sonra ”Ey ruh geldiysen bir işaret ver” diyoruz. Yeşillik olsun diye başladığımız olay ciddiye doğru gitmeye başladı.
Ve birden fincan yavaşça Evet”e doğru gitti. Pek de yavaş gidiyor ya  yaşlı mıdır nedir diye mırıldandım.
Gülüştük. Ama sessiz bir gülüşle.
Şişt bunlar dalga geçmeye gelmez, valla başımıza bela olur karışmam.
Fazla bir bilgiye sahip olmasam da kulaktan dolma bir takım şeyler biliyorduk biz de.
Sonra olayın ciddiyetini kavrayamamış olacağız ki Artist Dilek tutuyor:
-Gerçekten sen Ruh musun Cin misin diye bir soru yöneltiyor.
-Heh onca sorulacak soru varken tam da sorulacak soruydu bu yani diyorum.
Bekliyoruz. Öööö dehşetle.
Ben cine zor tahammül edecekkene fincan şeytan harflerini tamamlamaz mı? Bizim elemanlar  aynen donup kalıyor. Sandım ki kalbim yerinden çıkacak. Dayanamayacam ben buna daha fazla diyordum ama kıpırdayamıyordum da.
Sanki herkes dondu kalp atışlarımızı dışarıdan duymak bile mümkündü.
Güp güp güp…
Yani o an birimiz bir çığlık atsa eminim hepimiz çil yavrusu gibi dağılacaktık.
Müziş soğukkanlılıkla toparlıyor durumu.
—Dalga geçme  böyle yapacaksan göndeririz seni diyor. Biz sadece gözlerle konuşuyoruz.
Sonra fincan cin harflerini tamamlıyor. Yani bu da demek oluyor ki
Ruh filan gelmiyor. Zaten mümkün de değil öyle değil mi?
Ay yarabbim bir daha olmayacak deyip bir bir aklımıza gelen soruları soruyoruz.
Eh kaçamak yanıtlar verdi diyebilirim. Sonra bize daha fazla dayanamayıp yeter harflerini tamamlıyordu.
Vay be  gitmek istiyordu. Eee ne de olsa kendisi yaşlı bir varlıktı.
Okuyoruz üflüyoruz gönderiyoruz. Bu seferde gidip gitmediğinden emin olamıyoruz. Alıyor yine bizi bir korku. Zaten en ufak sesten irkilirim.
Tövbe tövbe…
 Eğlence olsun diye yaptık. Ama bizden çok sanırım gelen varlık eğlendi.
Olsun o korkuyu o an hissetmekte güzeldi.

Yorum (29) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/10/2006 - Ben Küçük Bir Kız Çocuğuyken

Kategori: yazilarim

       Ben küçük bir kız çocuğuyken uzun,sarı, dalgalı saçlarım vardı.
Anneciğim saçlarımı her gün özenle tarar, iki yanıma ördüğü saçlarımı çeşitli tokalarla süslerdi. Ben de oyuna geç kalmış gibi dışarı fırlar, arkadaşlarla oynar, gezerdim.
       Bendeniz  uzun, sarı saçlarımla arkadaşlarıma hava atacam diye tokalarımı cebime atar, annemin şaheserini bir güzel bozar eve öyle dönerdim.
      Dikkat çeken bir çocuk olmalıydım ki yolda veya misafirliğe gittiğimiz yerlerde Ay ne şirin şeysin sen öyle” deyip yanağımdan bir makas alırlardı. Bu makaslardan epey bir zaman kurtulamadığımı hatırlarım.
      Bir de benim düşmekten kaynaklanan ve hiç eksik olmayan yaralarım olurdu. Gün geçmesin ki dizlerimde yeni bir yaram daha oluşmasın. Ya ben ablamın dediği gibi hakikaten  yolda yürümesini bilmiyordum ya da babaannemin dediği gibi göze geliyordum. Yok, yok bu kız nazar oluyor deyip elimden tuttuğu gibi sokağımızın başındaki kurşuncu nineye götürürdü beni. Hayal meyal hatırladığım bir takım işlemler gerçekleşirdi tepemde. Başımın üstüne bir örtü. Ben kıpırdamadan ne oluyor diye öylece kurbanlık koyun gibi bekler, çatır çutur çıkan seslere kulak kabartırdım. Bir nevi oyun gibi gelirdi bana. İşlem bitince de çıkan şekillere bakıp yorumlar yapardı kurşuncu nine. Çıkan şekilleri de alıp babaannemin elinden tuttuğum gibi evin yolunu tutardık. Tabi babaannem “ben size söylemiştim göz var bu kız da diye, bak işte göz şekli çıktı” deyip kendini haklı çıkarırdı. Ama nedendir bilinmez ertesi gün yine düşerdim.
      Şimdi ise ne eski mahallemizden eser var, ne sarı saçlarımdan(kel değilim yanlış anlaşılmasın), ne de kurşuncu nineden…

        Bugünlük de bu kadar. Hadi size hayırlı iftarlar.

 

 

Yorum (16) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/10/2006 - yok başlık maşlık

Kategori: yazilarim

     Maceraya devam nerde kalmıştım. Bizimkiler evde olmadığından ben her zaman  olmasa da arada sırada kankamlara kalmaya gidiyordum. Kimi zaman da arkadaşlar bana geliyorlardı. Benim evde tek olunca yemek yiyeme gibi bir    sorunum olduğundan hep beraber ya çiğköfte partisi ya da makarna partisi veriyorduk. Kankam’ın da ailesi tatilde oldukları bir gün ben yine onlardaydım.

 Evde oturmuş laflıyorduk. Bir müddet sonra canımız sıkıldı.

  Kankam:

-Kankaa!

-He canım söle,

-Canım sıkıldı.

-Eeee napak?

-Makarna yapak.

-Hadi kalk madem,sen suyu koy.

-Sende meşhur sosunu yap ok.

………

 -Kankaaa!

 -He kuzum sölee!

 -Karnım ağrıyor.

-Benim de ya üffffff çok kötü.

-Kızım iki tabak yedik, soda içelim.

-İçelim kuzum

-Kankaaaaa

-Hee zuzum. Eee hala geçmedi benim karnım.

-Napalım, walla ben yatıyom. Ayran çarptı sanırım.(yarım saat kestirmişim)

-Kankaaa!

- Hııı?

-Kankaaa!

-Ne war lee ?!..

-Kız kalk uyuyakaldın bak msn’ye gel ablan çağırıyor.

-Aman bi uyutmadınız beee…

-Kankaaa ?

-Eyyy

-Eritemedik yav. Kalk dolaşmaya çıkalım.

-Akşam oldu leee…Biz dönesiye geç olur.

-Olsun yaaa takılır, gezer, yediğimizi eritiriz.

-Ee hadi madem hazır olalım.

        Biz hazır olup çıktık. Adalarda birer nescafe içip, yürümeye başladık.Vakit geç oluyordu, biz eve dönmeye karar verdik. Fakat yanımıza bir grup genç yaklaştı. Sohbet etmek istiyorlardı, biz ciddiye almayarak yürümeye devam ettik. Bunlar da yanımızdan yürüyorlardı. Söylediklerine göre Kütahya’dan gezmeye gelmiş gurbetçi arkadaşlarmış. Neyse biz yürürken köşe başında da üç şehir magandası dikiliyormuş. Gurbetçilere çekirdek atıp bulaşmaya çalışıyorlardı ve başarılı da oldular. Gurbetçiler de kalabalıklar ya buna güvenip napıyon sen diye bir hareket yapıp tartışmaya başladılar. Bu arada bizim çocuklardan biri kafa darbesiyle sarsıldı. İlk defa başımıza böyle bişey geliyordu. Napıyonuz siz deyip araya girmek istedim. Fakat ne mümkün? Hani bayanız ya acaba engel olabilir miyiz diye araya girecek oldum. Bir ara ben şehir magandasıyla göz göze geldim. O bakışları hiç unutmadım, unutmam da. Tıpkı seri katil bakışları vardı adamda. Ben o an işin ciddiyetini anlamış, aynen tırstım ve uzaklaştım. Tam o sırada maganda ani bir hareketle cebinden bıçak çıkarıp gül gibi çocuğun suratını tam gözünün altından çizdi. Biz aynen şok! Arkadaşları araya girmiş arbede çıkmıştı. Biz çocuğun yüzünü silmeye çalıştık. Her taraf kan olmuştu. Hemen polisi aradılar. Biz hemen vedalaşıp onların yanından ayrıldık. Çünkü yapacak bişeyimiz yoktu. Hemen taksiye atlayıp evin yolunu tuttuk. O gün olayın şokuyla sabaha kadar uyuyamadık.”Bu kız da bir gün şit yoluna gitti Niyazi” olacak dediğinizi duyar gibiyim.Haksız da değilsiniz hani, yüzü çizilen çocuğun yerinde ben de olabilirdim.

            Yaa işte böyle iki tabak makarnanın bedelini ağır ödedik.

Yorum (16) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/10/2006 - bahçe maceralarım

Kategori: yazilarim

Vazgeçmedim işte geldim, yazıyorum.

 

     Birileri beni mi çağırmış ne? Sitem etmekte haklısınız valla sayın hocam. Çağrınıza dayanamayıp sonunda geldim işte. Biliyorum çok ihmal ettim bloğumu. Açıkçası vakit ayıramadığımdan bırakmayı düşünmedim değil. Nihayetinde tekrar yazmaya karar verdim. Bu aralar kaç parçaya bölündüm bilemiyorum.

       Bu ayrı kaldığım zaman zarfı içinde neler yapmadım ki. Gezdim, tozdum, türlü türlü maceralara atıldım. Tabiî ki bir de çoğu zaman börtü böcük yüzünden gitmeyi tercih etmediğim bahçemize gittim. Ama bu sefer ki gidişim her zamanki ziyaretlerimden farklıydı. Bu sefer misafir gibi değil de ev sahibi olarak gittim. Tam üç gün kaldım.

      Üç gün de benim için çok hareketli ve dolu geçti. Daha önceleri niye kalmadım ki! Neyse bizim bahçe dayımların ve teyzemlerin bahçeye bitişik olduğundan bir uçtan bir uca ziyaretlerimiz oldu.

Kuzenler, yeğenler, dayımlar, teyzemler derken bir curcunandır, gidiyordu.Yemek yemeğe kalktığımızda bir zahmetli sofralar hazırlanıyordu ki sormayın gitsin.Masanın bir bölümünü çocuk nüfusu oluşturuyordu.Yemeğin sonunda bir sürü bulaşık ellerimizden öpüyordu buna çare üretmekte gecikmeyenler de olmuyor değildi hani. “Yaa bu bulaşıkları çıkılayıp evde makineye atsak n’olur.” yaa tabi olur. Teyzemler yani altın kızlar birbirine bakıp laf karıştırıyorlardı araya. Bunu söyleyen gelinlerden biri olunca sadece gülüp geçiliyordu. Kızlardan biri söyleseydi, eminim bir laf yiyip otururdu.” Bir sürü kızsınız söylediğiniz lafa bak” gibi… Neyse tabi arada bir de benim başlatmalarımla domates savaşlarımız oluyordu, dayımın tarla bir uçtan bir uca domates ekiliydi. Bizler de dayıma o gün yardım edelim dedik. Dedik ama Aman Allah’ım bastığımız her  yer kırmızı! Topla topla bitmiyor çoğu zamanda dayımın kızının dalga geçmelerine maruz kalıyordum. Neymiş ben işe alışık değilmişim.” Bak Nurdan abla önce kovanın kulpundan tutacaksın sonra kaldırıp kasaya boşaltacaksın”. “çık çık.” Kimi zaman da benim çığlıklarımla yankılanıyordu bahçe. Malum böcekler. Bahçedekiler önce bir panikle yüzüme bakıyorlar. Sonra önemli bişey olmadığını düşünerek işlerine devam ediyorlardı. Artık öyle bir alışmaya başlamıştım ki bu hayata kafamda ki tüm düşüncelerden uzaklaşmıştım. Huzurluydum en azından. Son zamanlarda canımı sıkan birkaç olay olmuştu. Artık arkadaşlarım dayanamayıp telefon açıyorlardı “hade artık gel Bahçe Güzeli şehir hayatına dön” diye.” yok “ diyordum ben burada iyiyim.Yakında dayımların  nüfusa geçecem. Geceleri onlarda kaldığımdan dört çocuğun üstüne bir de ben maşallah şamata hiç eksik olmuyordu evde.Onlar da bana iyiyce alışmışlardı.Ay neysem ben yine coşmusam. Daha devamı var neler oldu neler arkası yarın diyor yazıma son veriyorum

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/9/2006 - KAZA GELİYORUM DEMEZ GELİİİR...

Kategori: yazilarim

          Bayat, bir o kadar da taze bir hikayem.

    Olay:Trafik kazası
    Yer:Es Es trafiği
    Tarih:…o9-2004
    Plaka:Hatırlamıyorum şimdi
    Kişiler: Ben/ mavi cadı, bir belediye otobüsü ve şoförü.

        Efendim, olay ilk defa bugün gün yüzüne çıkıyor.Olay iki yıl önce cereyan ediyor.Oldu bittiye getirip bilinçaltımın en derinliklerine atmış olduğum bu anımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
        Kendimi bildim bileli bir araba sevdam vardır. Benim motorlara da merakım vardır ama tehlikeli olduğu için fazla takılamıyorum.Arabalara gelince 50 metre ileriden ne marka olduğunu kestirebiliyorum. O zamanlar şimdilerde olduğu gibi usta şoförlerden değildim. Bendeniz iş yerinin otosunu almış, savulun bre Es Es trafiği ben geliyorum  edalarıyla bodozlama dalıyordum trafiğe. Fazla uzatmayayım geçtiğim yol dar ve rampalıydı. Hani şu acemi şoförlerin kaçındıkları tipten.
Ben rampada durup sağıma soluma bakmam gerekirken geri zekalılık yapıp soluma bakıp sağıma bakmadan ani bir dönüş yapıyorum. Virajı alamamakta ne kadar beceriksiz olduğum sizler tarafından da bilinir(hani kamyon olayı).Ben dönmesine dönmüştüm de karşıdan gelen otobüsü biraz geç fark etmiştim. Hızla üstünüze gelen otobüsle karşı karşıya kalmak nasıl bir duygudur takdir edersiniz herhalde. Otobüs şoförüyse hiç istifini bozmadan üstüme üstüme gelmeye devam ediyor. Çekim gücümüz var ya illa sıyırıp geçecekler. Ben o panikle ani bir manevrayla... Tabi tahmin edersiniz yola devam edecek değilim heralde. Aynen kendimi kaldırımda buluvermiştim.2 sn'lik bir hafıza kaybından sonra vayyy bee! Ben buraya nasıl çıktım, diyorum. Ben gayet soğukkanlı bir şekilde aşağıya iniyorum. Arabanın sağını solunu kontrol edip hani bir arıza yoksa karizmayı daha fazla çizdirmemek amacıyla kaçıvermekte gözüm. Ama ne mümkün. Çıkmanın sarsıntısıyla olacak sol tekerlek gitmiş, sağ far gitmiş. Ben hemen gerekli yerlere telefon açıyorum yani işyerine kötü haberi veriyorum. Hemen yanıma geliyorlar. Bu arada muhitin esnafı yaklaşıyor. Geçmiş olsun deyip su getirenler vs. O sırada yanıma 24-25 yaşlarında bir genç yaklaşıyor.
    _Geçmiş olsun.
   _Sağolun. 

    _Bu arabayı buradan indirmeliyiz. 
    _Eee nasıl yapcaz?
    Başlıyor etrafındakilere direktifler vermeye siz ittireceksiniz, ben arabanın altına köprü koyacam diye başlıyor uğraşmaya. Bu sırada film kopuyor.
Ordan geçmekte olan üç lise talebesinin lafına kulak kesiliyoruz.
   _Aha lan,arabaya bak, nereye çıkmış?
Kahraman genç ise hiç istifini bozmadan "ne çıkması lan,biz koyduk" diye çıkışıyor beni alıyor bir gülme. Zaten böyle anlarda gülme krizi tutar beni.
    İşte böyle bir olaydı. Ailemle bile paylaşamadığım bu olayımı şimdi ilk defa sizlerle paylaşıyorum. Buradan o gence tekrar teşekkürlerimi sunuyorum. Hala böyle yardımsever vatandaşların olduğunu bilmek güzeldi. 
 Not: Kaza yaptım diye arabaya binmemezlik hiç yapmadım. Şimdilerde hızlı şoförlerdenim. Trafikte birçok olay yaşıyorum. Yolda kapışmak gibi. Neyse onları da başka bi zaman yazarım. Bu hikaye de böyle biter. 
  Mavi cadı da gideeer.

 

 

Yorum (24) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

yaşama dair herşey YAŞAM YA BÜYÜK BİR MACERADIR,YADA HİÇ BİRŞEY

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

deha
h2so4
maviperi
karacocuk
Özkan Özdemir
kanturk
verbalkint
neseli63
gokniltr
gemiciyim
onlaruyurken
vuslatyolculugu
gulefsan
eyferu
anlamsizfirtina
mutlusuz
zeytintanesi
sevdaninrengi38
mondlicht
kucukkurbaa
hvvnr2000
nefessizlik
sandaldergisi
tm1908tm
pistols